Anasayfa » 4- BJK 2 » Futbol her şeyden önce bir oyundur.

Futbol her şeyden önce bir oyundur.

İyice dilimize pelesenk oldu değil mi? Tartışma çıkmaza girdiğinde illa ki birisi aynı tepkiyi veriyor; “ee abi endüstriyel futbol”…Son dönem, ganyandan dönme futbol yorumcularının da en çok sevdiği tamlamaların başında geliyor futbol endüstrisi veya endüstriyel futbol. Peki nedir bu endüstriyel futbol? Yararlarını sporseverler olarak görüyoruz elbette. Ayak ayak üstüne atıp, istersek kendi ligimizi, sıkılırsak La Liga’yı küçük bir parmak hareketi vasıtasıyla izleyebiliyoruz. Bunlara itirazım yok tabi ki. Ancak gözlerden kaçan bir durum sözkonusu ki, özellikle de bizim futbolumuz, hatta büyük takımlarımız bu durumdan oldukça muzdarip. “endüstiyel futbol” denen çağın vebası sayesinde, göbekli işadamları futbola el attı. Kötü mü ettiler? Evet kötü ettiler çünkü koskoca kulüpleri, kendi şirketlerini yönettikleri mantıkla yönetmeye kalktılar ve türlü abukluklar üstümüzden eksik olmadı. Futbol herşeyden önce bir oyundur. Oyun zevk almak için oynanır. Öncelikle bunu unutarak ” başarı için her yol mübahtır” anlayışını toplumun geneline kanıksattılar. Şimdi hükümetler türlü türlü yasalar çıkartıp şiddeti önlemenin derdine düştüler ya, geçmiş ola… Bu başka bir makalenin konusu. Uzun uzun da üzerinde düşünüp, iki kelime yazarız. Benim değinmek istediğim asıl nokta bu göbeklilerin muhteşem tercihleri… Malumunuz, bizim kulüplerde başkandan aşağı bir hiyerarşik yapı söz konusudur. Bu yapı içerisinde başkan, birkaç tane danışmaya tenezzül ettiği yönetici ve diğerleri bulunur. Bunların altında da teknik heyet ve futbolcular yer alır. 90ların ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan bu göbekli işadamları fanatik birer futbol sevdalısı olmakla birlikte sahanın içerisiyle ilgili zerre kadar fikre sahip değiller. Hal böyleyken takımın başına getirecekleri hocayı seçerken, analitik bir süreç izlemek yerine, kağıt parçalarındaki galibiyet ve şampiyonluk sayılarına bakarak tercih yapıyorlar. Sonuç da genelde hüsran oluyor. Çok uzağa gitmemize hiç gerek yok, Schuster, Rijkaard, Aragones, Tigana ve elbette ki Del Bosque fiyaskoları zihinlerdeki yerlerini muhafaza ediyor. En azından ben unutmadım… Şaka bir yana, bu göbekli işadamları başarının tanımını “şampiyonluk” sandıkları için, getirdikleri teknik direktörlerin hangi ortamda, hangi durumda bu ünvanı aldıklarına bakmıyorlar. Hoş baksalar da onların anlayacağı türden bir durum söz konusu değil. Üstte ismini saydığım teknik direktörlerin karnelerini başka bir zaman konuşacağız enine boyuna… Genel olarak baktığımızda ise karşılaştığımız tablo iç açıcı değil. Ülkenin bu kadar kötü durumunda büyük kulüplerin bu yanlış tercihlerden dolayı ettikleri zarar dünyalar kadar. Şimdi aklıma bir soru takılıyor. Endüstriyel futbol dedikleri şey bu mu? Yoksa bu başımıza gelen, adını futbol sandığımız, bol miktarda şiddet içeren, türlü cahilliklerle dolu, futbolu futbolla hiç alakası olmayanların yönettiği tuhaf şeyin adı Endüstri’nin Futbolu mu? Karar sizin… ARİ BARUTOĞLU