Anasayfa » 1- 1903 CEMİYETİ » Kaşkolları çıkarma zamanı

Kaşkolları çıkarma zamanı

Hıncal Uluç’un Türk futbol medyasının yapısını kökten değiştirdiği ‘Sarı Kırmızılı Kaşkol’ kitabından sonra birçok yazar ve yorumcu kendi tutuğu takımı yazıp, yorumlamaya, hatta koruma altına almaya başladı. Geçmişte İslam Çupi gibi büyük bir yazar dahi Fenerbahçe dışında takımların maçlarını yazarken, dönemin ‘Kaşkollu’ yazar trendinin etkisi ile önce spor yazarları, futbol yazarlarına dönüştü. Devamında futbol yazarlığı kulüp yazarlığı ve yorumculuğuna, sonra zamanla kulüp yazarlığı ve yorumculuğu da başkanların yazar ve yorumculuğuna dönüştü. Bu dönüşüm futbola dışarıdan paranın girmesi ile bazı yazar ve yorumcularda ‘tetikçiliğe’ kadar gitti. Artık spor; gazete ve televizyonlarda iyice kaybolurken, futbolun fanatik taraftar, yazar ve yorumcuları hatta tetikçileri, başta ekranları ve gazete köşelerini mesken tuttu. Tavuk-yumurta ilişkisi gibi futboldaki ayrışma ve kutuplaşmayı, saygısızlık ve sevgisizlik ortamını, kulüpleri yönetenler ile bu yazar ve yorumcu taifesi, ortak çıkardıkları yangını körükledikçe körükledi. Ortalık kin ve nefretten karmakarışık hale geldi. Kulüpler batma noktasına, reyting ve tirajlar tabana vurdu. Sadece 3-4 takımın maçlarını izleyip yorumlayan, fakat spordan, ülke sporunun sorun ve çözümlerinden bi’ haber bilgisiz bir güruh, ekranları işgal etti. Spor medyasında yaşanan bu değişimin benzer yansıması siyasi yazar ve yorumculara da sirayet etti. Hoş, tarihimiz boyunca kulüpler gibi iktidar-muhalefet ilişkisi ile ‘tandem’ oynamış gazetelere bir de partizan yazarlar eklendi. Sonrasında ise iktidar veya muhalefet parti liderlerinin, çeşitli grupların ‘kraldan çok kralcı’ yazar ve yorumcuları türeyince, ülkemizin önünü açacak, okuyucu veya izleyicileri olumlu, olumsuz ama mutlaka samimi ve objektif şekilde eleştirileri ile sorgulamaya, düşünmeye ve onlara ışık tutmaya yardımcı olması gereken yazar ve yorumcular saflarını kaybetti! Bu kişilerin yerini ‘öfke taciri’, rüzgâr ekip fırtına biçen, bilgisizliği, umursamazlığı ve sorumsuzluğu had safhada insanlar aldı. Ülke insanını, etnik, siyasi farklılıkları ile değerlendiren; kalemi ve sözlerini bir ‘kitle imha silahı’ gibi kullanan çapsız ve vicdansız birçok eski-yeni, şucubucu felaket tellalları ekran ve gazeteleri doldurdu. İnsanımız siyasi veya sosyal duruşuna göre kutuplaştı, kinlendi ve ayrıştı. Bu ayrışmada olan, insanımıza ve ülkemize oldu. Son dönemde yaşanan fay kırılmaları ve kutuplaşmalarda her taraftan gazete, televizyon, yazar ve yorumcuların katalizatör etkisi çok önemli ve hiç ötelenmeyecek hayati bir sorundur. Basın ve eleştiri özgürlüğü bir ülkenin sigortasıdır dokunulamaz. Bir ülkede herkes eleştirilebilir. Aynı siyasiler, cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar, holding patronları ve tabii basının kendisi gibi! Başbakan Ahmet Davutoğlu balkon konuşmasında son dönemdeki toplumsal anlamda en kucaklayıcı, kapsayıcı söylemlerde bulundu, seçmen oyunun yarısını almış bir lider olarak. Ülkemizin yeniden huzura kavuşması, bütünleşmesi ve hep birlikte her görüşe saygı ve eleştiri adabı ile hak ettiği noktaya gelmesi için medyanın üstüne düşen ‘kaşkolsuz’, objektif, samimi eleştiriler yapabilecek kadrolar oluşturmasıdır. Gençliğin ve gelecek nesillerin bizi adam yerine koymasını istiyorsak işe buradan başlamalıyız. “Aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, millet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere 8’den fazla kategoriye ayrılırlar. Halbuki olay bu kadar komplike değildir. İnsanlar sadece 2’ye ayrılırlar: İyi ve kötü.” A.Einstein